AŞTİ’de Kendime Mektup

Terminaldeyim… AŞTİ’de. Biraz önce düşündüm de benim bu terminallerde ne kadar çok zamanım geçiyor. Çoğu zaman hayatımla ilgili birçok kritik kararı da yine terminallerde aldım. Ve birçok delilik yaptım bu yerlerde. Mesela Gaziantep’e gitmek için gelip Isparta’ya gittiğim çok olmuştur. Bu gün de aynı şey oldu Van’a gitmek için geldim Elazığ’a gidiyorum. Ama bu sefer suçlu ben değilim arıza yapan Gaziantep otobüsü ve onun şoförü. Neyse netice de Van arabasını kaçırdım ruh halim herhangi bir tanıdık görmeyi kaldıramayacağı için bir Elazığ arabası buldum gece 1’e üstelik Diyarbakır firmasının. Üniversite de bu firmayla yolculuk yapan birkaç çocukla arkadaş olduğumu hatırlıyorum.

Zaman geçirmek için kalkmaya hazır bekleyen otobüslerin yanına gitmeye ve oralarda volta atmaya karar verdim. Bir ağrı kesici attım ve bir de sigara yaktım ve voltama başladım. Bir sürü insan, dehşet bir kalabalık var. O korkunç ve açıkçası beni ürküten kalabalığın içinde iki kişi dikkatimi çekti. 40 yaşlarında bir kadın ile biraz daha yaşlıca bir adamcağız. Belli ki evliydiler ve birinden biri bir başka şehir’e gidiyordu. İlginç olan ya da benim dikkatimi çeken birbirlerine sarılmış hüngür hüngür bağıra bağıra ağlamalarıydı, birbirlerini lahtapot misali sarmışlardı. Ulan dedim ben böyle kaderin…  herif kırk yaşında ve aşık bunca yıla rağmen bense henüz 25 yaşındayım ve sevmekten yorulmuşum. Onlar hala birbirlerini sevmeyi beceriyolar. Allah onlara uzun ömür versin. Ve hatta benimkini de alıp onlarınkine eklesin. Ne deyim.

Zoruma gitmedi de değil. İki ay içinde bu  ülkenin yarısını gezdim en az 20 gün abartısız yolda geçti. Nerelere gitmedim ki Ankara, Çorum, Kırıkkale, Yozgat, Kayseri, İskenderun, Arsuz, Marmaris, Isparta, Bursa, Balıkesir, Elazığ, İzmir Antalya , Manavgat, Mersin, Tarsus, Niğde, Ordu, Samsun ve Son durak Van daha doğrusu Çaldıran. Bunlardan bazılarına defalarca gittim üstelik. Bir de ameliyat geçirdim. 10 gün tatil yaptım. Şimdi düşünüyorum da benim de inanasım gelmiyor. Sabahlara kadar bilgisayarların başında akşama kadar hüzün iklimlerinin. Bir de dostları rahatsız etmemek için haber vermezsin ya. Ne deyim Fatih Allah akıl fikir versin. Ama işin gerçek tarafı şu ki içlerinden Allah’tan haber vermedin bir de seninle burada uğraşmak zorunda kalmadık diyecekleri. Çünkü ben onların dostluklarının derecelerini bilirim En kralı bundan rahatsız olurdu ben de etmedim. İşin kötü tarafı bu da değil şu ki hiçbir terminalde uğurlayanım olmadı. Demek ki dedim ben beni terminallerde uğurlayacak dostlar bulmalı ve bir aileye sahip olmalıyım. İşin neticesi bu.

Bir de terminal de bizim üniversiteden İsmail ile karşılamam mı. Allah’ın selamını verir vermez “çökmüşsün be reis” demez mi. Üstüne üslük yenge nasıl diye sormaz mı ardından. Gel de cevap ver. Ben şöyle bir cevap denedim: evet, ayrıldık… Tabi bu cevaplara anında bir soru ile karşılık vermez mi. Neden ?

Şimdi gel de bu çocuğa anında bir kroşe geçirme. Bak dedim İsmail şimdi seni alır karşıdaki kahveye götürürüm, iki gün iki gece konuşurum sorduğuna soracağına pişman olursun. Sen en iyisi bu soruyu geri al. Kızma be reis şaşırdım birden dedi. Oysa diya başlayan bir cümle kuracaktı ki araya girip ona babaannesinin sıhhatini sordum. O da iyi dedi helalleşip ayrıldık.

Otobüse binince pişman oldum, çok ters davrandığımı fark ettim ama herkese bu ayrılığı anlatıp zaten bunalıma girmemek için cebelleşen beynimi bulandırmak kolay değil ki be gardaş. Ama parmağındaki alyansı farkettim de sormadım kutlamadım. Vay zalim vay evlenmiş demek. Oysa söz vermişti senden önce evlenmem diye. İsmail yiğit çocuktur. Tam iç anadolu genci. Kaç davaya soktum onu. Ne zalim bir kadermişsin be kader.

Yarın öğlen saatinde Erdem gardaşımla buluşurum herhalde. Beni biraz rahatlatır bu. Zira o ağır başlı ve her haliyle ve lafıyla samimi olan bu koca kurt bana sakinliği ve tevekkülü ile hep huzur vermiştir. Önce biraz şakalaşırız, daha doğrusu ben küfrederim o da güler. Sonra biraz dertleşiriz. O sırada Van arabasının saati gelir zaten. Ama belki  bir de yemek yiyebiliriz hiç belli olmaz. Bu  cinonun düğününe gelmedi ama geçerli mazereti vardı. Onun için fazla baskı yapmam herhalde hiç belli olmaz. Ama çocuk çok şaşıracak. Eminim içinden bu yaz tatili bu oğlana hiç yaramamış diyecek. Hem zayıflamış hem de hala idare edilmesi gerekiyor. Ama bu sefer yokuşlarda yormam seni Elazığ’lı, susuz koymam seni çöl ortasında üzülme. Artık kimseye dertlenmek kapris yapmak kısacası öyle adam gibi adam olmak yok. Ruhsuz gibi herkesi olduğu gibi kabul edip iyilere gülerek yanlışlara da olmamış yapılmamış gibi davranmak var.

Hem sana bu sezon kız da bulacağım. Bulmazsam baş göz etmezsem insan değilim seni. Ama tabi bu sanal muhabbetlerden yani iki taraflılıktan kurtarman gerek kendini. Gözlerinin içine bakmadan canım cicim demek benim harcı senin değil, gerçek hayata döndüğün an yürek insanı olursun ve yalnızlığını geçici heyecanlarla geçiştireceğine oturur adam gibi yaşarsın. Zamanı vakti gelince de eşine kavuşursun güzelim. Çok ağır yazdım ama napıyım. Senin yarın bir gün eşin, yârin olacak insana daha şimdiden ihanet etmeye hiç hakkın yok. Bu telefon muhabbetlerin hakkında böyle düşünüyorum sanal yani. Seni gidi sanal seni. Tamam yeni lakabını da buldum. Umarım çok kızmazsın, ya da çoğunun yaptığı gibi belli etmezsin. Şimdiden gelecekteki sevgiline ihanet etme ; etme be Elazığlı.   

Şimdi orada bir de Turink var. Dallama evde fare var diye evi terketmiş. Şimdi ev fare çiftliğine dönmüştür. Şimdi işin yoksa elde ok fare katliamı yap. Neyse yine de senin orada olman iyi bir şey. Zaten yalnızlıktan iyice de bunalmışsındır. Ben seni açarım üzülme. Çok değişik planlarım var önümüzdeki 20 gün için.

Seninde bir kısmın benim gibi bilirim, ben reddedilmiş bir çocuğum sen terkedilmiş. Kaderdaşım senin o arap müziğiyle oryantal yapmanı bile özledim. Bilgisayarları kurar internette web sayfası yapar satarız seninle. Şu yoklukta 1 dolar 1 dolardır. Hem evde yemek yapıp bulaşık yıkayacak birinin olması evde birinin olması dahi benim için dünyalara bedel.

Oy gidi Maviş, seni unutmak senin yokluğuna alışabilmek nasıl bir şeydir ben tadabilecek miyim. Attığım her adım seninle başlayıp seninle bitiyor. Başkaları yârim derken şimdi ben nasıl insan olayım. Her çıkan türkü de her Bedirhan Gökçenin okuduğu her şiirde sen varsın. Sen içimde hep bir türkü sen içimde hep bir uhde sen içimde hep dünya da sevilmeye layık en güzel varlık olarak kalacaksın. Bir zamanlar her şeyimdin şimdi hiçliğim. Elimden tutacak kimselerim kalmasa da bu hayatı yaşamaya mecburum. Allah’a emanet ol çiğtanem, sevgiyle kal, hoşça kal.

Şimdi biri geldi aklıma ama yazmayacağım onun adını. Bir insana gerektiğinden fazla değer verirsen ya onu kaybeder ya da kendini mahvedersin. Üstelik bunu belli edersen artık sıkılan, aman yeter denilen, lafları laflarla geçiştirilen , mecburiyetten efendim öylemi denilip mesajlarına aptalca cevaplar verilen bir salak olursun. Benim olduğum gibi. Ya da buna bana aşık sanılıp onunla bununla karşılaştırılıp kıyaslanılan bir kum torbası. Ey salakların salağı sen Fatihi ne sanırsın ki başkalarıyla kıyaslar ya da kendine aşık sanırsın. Fatih sana aşık olsa bu sana zulm değil ödül olurdu çünkü şimdiye kadar hep sevdalarımla öğündüm ve hiç kimseden saklamadım onları hep bağıra bağıra haykırdım. Benim seni dost olarak sevdiğim kadar bile dünyada ki hiç kimse seni sevgili gibi sevmez ne deyim ben sana. Sıkılan bir adam oldum ha. Oysa sen savaştasındır hayatla arada bir ya da sık sık ihtiyaç duyarsın bir sese ya da bir selama. Benim duygularım böyle iken aptallık edip yıprattım kendimi küçük düşürdüm daha güzeli seçemeyen bir yüreksize. Yazık olsun bana lanet olsun bana. Eğer aynı şeyleri gene yaparsan ayıptır, yazıktır sana. Bu konuda ona değil ama kendime çok kızıyorum. Ders olsun bunlar da bana.  


Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git