Henüz Hiç Bir Şarkıda Çalmıyorum

Meteorolojik bir uyarı yok henüz. Fırtınanın habercisi var mı bana ulaştıran onu da bilmiyorum. Ya da fırtınayı biliyor muyuz? Tanımını yapıyor muyuz? Henüz tanımı olmayan fırtınanın şiddetini ölçüyorum henüz varlığını bilmediğim cihazlarla.

Kalemimi aldım yine elime bilgisayar klavyesinde. Artık tuşlar benim kalemim… Her şeyimi arkamda bıraktım… Gidiyorum… Ne kadar kalacağım, ne kadar uzakta olacağım bilmiyorum. Akan kilometreler ile aklımda onlarca cevabını aradığım sorulara ev sahipliği yapıyorum. Oyuncağı elinden alınmış bir çocuk kadar çaresizim. Beklentiler, umutlar ve yaşadığım gerçekler var beni canlı tutan.

Yeni yüzler var gideceğim yerde. Sırlarını çözemediğim. Korkularım var benim hiç yaşamadığım kadar. Korkularımla hırpalarken kendimi bilinmeyen bir gelecekten mesaj var içimde bir yerlere. Bildiğim gerçekleri bile silerek üzerine tekrar yazıyorum, tekrar çiziyorum çaresizliği. Kalemimin her darbesi sildiğimin aynısı. Hep aynı yönde gidiyor, aynı tonlarda. Kurşun kalemin tonlarını yeniden yazıyorum sanki resmimin en güzel olmasını istiyorum. Eşsiz güzellikte olsun, bir daha resim yapmak zorunda kalmayayım. Kendime çare olamamışken, ilaç bulamamışken başkasına nasıl olacağım, başkasına nasıl ilaç bulacağım. Nasıl resmini çizeceğim en güzel haliyle.

Hep endişe vardı içimde beni sürekli kaşıyan. Bu endişeler zaten engelledi bir yerlerde her daim. İsteklerim ve muhtemel başıma gelecekleri de ekleyerek hep uzak durdum, vazgeçtim benden ve benim istediklerimden. Hiçbir hikayede yoktum, romanlar yazmadı beni. Henüz hiçbir şarkıda ben çalmıyorum. Ve muhtemelen de çalmayacağım. Beni anlatacak bir yazar yok henüz. Hani yazar diyorum ya. Yazar tabi kendince ancak beni anlamadığından yazamayacak. Benim dokunuşumdan uzak, benim bakış açımı göremeyecek, hissedemeyecek. O halde neyi yazacak, neyi besteleyecek. Hangi notada ben olacağım. Hangi müzisyen o notayı okuyup, enstrümanında çalacak.

Makinemin deklanşör sesi var kulaklarımda. Hani bazılarının sesinden nefret ettiği ve kapattığı bu ses var ya. İşte o ses benim reset düğmem. Her bastığımda sıfırlıyorum, rahatlıyorum. Her bastığımda yeniden başlıyorum hayata. Her bastığımda sanki yeni bir terapiden çıkıyorum. Hiçbir psikolog onun kadar iyi gelmedi, vazgeçilemez olmadı. Hani hiçbir ilaç onun kadar etkili değil.

Fotoğraf makinemin ayarlarını oynuyorum. Hiç beklemediğim kadar ayar koymuşlar makineye. Hani kitaplar yazılır kullanım kılavuzu diye. Bu ayarlar bende yeni pencereler açıyor.  Renklerim var benim henüz dünyanın keşfedemediği. Her fotoğraf karesinde biraz daha netleştiriyorum işte o renkleri. Her defasında daha iyi tanımlar ekliyorum onlara. Kelimeleri güncelliyorum kimsenin anlamadığı. Hani markası önemli değil, kalitesi aranmaz. Sadece çektiğim fotoğrafın deklanşör sesi var kulaklarımda damarlarıma kadar kendini gösteren.

Yine ben. Kara kaplı defterimi çıkarmışım, her boyda kalemim var ton ton çizeceğim. Hani şiirler yazamıyorum ya artık, kelimeler benden çok uzakta birleştiremiyorum. Fotoğraflarımda çiçekleri işliyorum yepyeni kokular ile mest ederek.

Yıllar geçiyor. Aslında geçen benim hayatım. Noktayı koyacağım günü beklerken umutlarım yine tap taze. Umutlar olmadan yaşanmıyor. Eskiden can vardı. Şimdi canlar varken hayatın yükü her geçen gün biraz daha artıyor. Geçen zaman fiziken beni yıpratırken taşıdığım yük daha çok sanki beni ezmeye başlıyor. Belki bir süre sonra ayağa bile kalkamayacak kadar olacağım. İşte o zaman yaşamıyor olacağım. Kaçınılmaz sonlardan birini daha demlerken en demli haliyle içeceğim hayatı. İçine şeker katmadan, en acısından…


Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git