Çaldıran Bölüm I

 

Muradiye Şelalesi‘nden sonra 24 km yolunuz kalmıştır Çaldıran’a. Meşhur Çaldıran Savaşı’nın yapıldığı yer diyeceğim ama gerçekte savaşın yapıldığı yer İran sınırları içerisinde.

Yol üstünde Gönderme Köyü’nden geçersin. Sanıyorum Büyükşehir Yasasıyla birlikte mahalle oldu burası. Biz her geçişimizde Mahmut TUNCER’in Jandarma Türküsünü söylerdik. Hani şu “yarin ufak sen askere gönderme” dediği. Her şey bu Gönderme’den sonraki virajı aldıktan sonra başlardı.

Yol uzadıkça güneş biraz daha küserdi bize. Hava daha bir soğur, kar daha bir çoğalır, hava kapanır ve biraz daha hüzün çökerdi içimize.

Çaldıran’ın ilk Köyü Ayrancılar’ın yanından geçersiniz. Ayazıyla meşhurdur Ayrancılar Köyü’nün. 5 km mesafesi var Çaldıran’a. Orada görev yapan öğretmen arkadaşımı hatırlıyorum, ayazından yüz felci geçirmişti. İlçe merkezine gelip gittiği için her gün araba beklemek zorunda kalıyordu yol üzerinde.

5 dakika sonra ulaşırdık Çaldıran’a. Tam 6 yıl, 7 koca kış geçirdim. Soğuktan donan sular akmazdı. 400 metrelik mesafedeki evime bile dükkanlarda ısına ısına gittiğim oldu. Böyle bir soğuğu anlatabilir miyim diye düşünüyorum… Sonu yok…

2004 Yılının Haziran ayı’ydı. Kar erken kalktı demiştik, sevinmiştik, hava yumuşamıştı. Her yeri çamur içerisinde şehrin. Bir sabah işe gitmek için kapıyı açıyorum, yaklaşık 1,5 m kar var karşımda. Zar zor evin önüne çıkıyorum. Evin önünde benim ve arkadaşımın arabası var. Kar öyle yağmış ki, yutmuş ikisini de görünmüyor. O sabahki kar fotoğrafını yan tarafta yayınlıyorum. Arabayı temizleyen ben, poz verenlerde Konya’lı Mevlana ve Kırıkkale’li Zafer.

İlk gittiğim yıl, iş yerine yakın bir ev kiraladım. Kasım ay’ının son günleriydi. Gittiğim gün kar yağmıştı ve altı ay kalkmamıştı zaten. Bir hevesle kireçle evi badana yapmak istedim. Kar, kış kıyamet… Fırçayı batırıyorum, daha duvara sürmeden fırça donuyor. O denli soğuk. Kat kat giyinmişim, üzerimde iki battaniye var, tam yanımda tam hız çalışan bir katalitik soba. O sabahı nasıl getirdiğimi hatırlamıyorum. Kütahya’nın soğuğu geliyor aklıma. Memleketimdeki soğuğun 10 katı, 20 katı.

O gece evdeki ilk ve son gecem oldu. Öğretmen evinde yer ayarladım kendime. O zamanki durumu çok kötüydü Öğretmenevi’nin. Odalar arasında kalmış bir odada geçirdim bir yılımı. O da kaloriferin, sıcaklığın hatırına. Ne dışarıya açılan bir penceresi vardı ne de bir havalandırması.

Odunu, kömürü ve arkadaşlıklarıyla tanıştım Çaldıran’ın. Bir kaç arkadaş ile başka bir eve çıktık beraber. Çok özlediklerimden sabahları gözlerimizi açtıktan sonra çektiğimiz halaylar.

Bir çok zorluğunu yaşadım, çok güzel hatıralarım oldu. Onlarca arkadaşım oldu. Benim karşılayıp misafir ettiklerim benden önce göçüp gitti.

İnsanları tanıdım, bölgeyi tanıdım. Üzüntülerim oldu, sevinçlerim oldu. Aradan 10 yıl geçtikten sonra bir kez daha gittim Çaldıran’a. Her yerde kat kat binalar vardı ve hepsi kaloriferliydi, güldüm.

Bu yazıyı neden yazıyorum?

Çünkü benim gittiğim yıl sene 2000. İnternet daha yeni yeni adım atmaya başlamış. Hiç bilmediğiniz bir bilinmeyene yelken açıyorsunuz ve rotanız yok. Rehberiniz yok. Her şeyi yaşayarak, görerek öğreniyorsunuz. Size elinizi uzatan oluyor, sizden maddi olarak faydalanan da.

Orada olduğum dönemde bana yardımları olan arkadaşlarımla hâlâ görüşürüm. Telefon bayi sahibi Kenan, beyaz eşya dükkanı olan Şefik ve defalarca kahrımızı çeken Yağmur Pastanesi sahibi Ekrem.

Çok çayını içtim, yemeğini yedim Ekrem’in. Bizim deyimimizle Eko’nun.

Çalıştığım iş yeri İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü. Tek katlı, gece kondu’ya benzer bir binada çalıştım 3 yıl. Yağmur yağdığında (ki çok az yağar) karlar erimeye başladığında su kapları koyardık her tarafa. Bilgisayar ekranının yanına koyduğumu hatırlıyorum. Çok korktuğum fareler geçerdi yanımızdan. İsmet ağabi vardı… İçtiğiniz ve içebileceğiniz en kral çayı soba üzerinde demlerdi bizlere.

3 yılın sonunda Hükümet Konağı yapıldı… En üst katına taşındık büyük umutlar, büyük sevinçlerle. Kaloriferliydi, elektrik hiç kesilmiyor, sular donmuyordu.

Ulaşım problemi bulunmuyordu bu küçük doğu kentinde. Uzun zamana yayarsanız bir sorun yaşamazsınız, Van merkezine gidip gelmek için. Burada yaşıyorsanız bu işi yapanların telefon numaraları mutlaka olur cebinizde. Ancak o dönemde size söylenen “10 dakika sonra kalkıyoruz hoca” cümlesiyle binersiniz minibüse. İki adımlık Çaldıran caddesinde kaç tur attığınızı sayamadan 1-1,5 sat geçmiştir yola çıkmak için. Bazen hevesiniz kalmaz, vaz geçer inersiniz.  Benim en son minibüs şoförüne kızıp, vaz geçmem, külüstürde olsa eski bir araba almama sebep oldu. Kulakları çınlarsa Ahmet ağabinin ve bu cümleleri okuyorsa teşekkür ederim kendisine.

Böylesine zorlu koşullarda, insanların en çok sığınağı olduğu limanı terk ettim ben. Özellikle ekran başında iken ard arda yaktığım sigaradan kurtuldum. 14 sene oldu hâlâ içmiyorum…

İleri ki zamanlarda Çaldıran’a, Çaldıran’ın Köylerine, Çaldıran hatıralarıma uzun uzadıya değineceğim.


Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git