Sevgiliye

Yine karanlık bir gecenin aydınlık bir köşesinde kendimle baş başayım.Yaşıyorum, yaşadıklarımı sorguluyorum. Henüz cevap verecek bir sorgulama yöntemi bulunmadı. Çağa ayak uyduramadığım akşamlardan birisi. An olarak yaşadıklarım şu küçük zaman diliminde kalacak, sabahın ilk ışıkları ile gözlerimi açtığımda hepsi akşamda kalmış, yaşanmamış sayılacak. Yıldızlar pembe dersem inanacak mısınız? Deniz siyah, bulutlar yeşil, ormanlar mavi. Kim inanır renklerin bu denli çıldırdığına. Yine bir kasvet çöktü penceremden içeri olan ışığı kapatarak. Hırpaladığım umutlarımın...
  Yıllar sonra arkama dönüp baktığımda harabeye dönen fakat her şeyi ile unutulmuş gönülleri, kat kat kurulan ve yine unutulan iyilikleri, güzellikleri anımsıyorum zaman zaman. Zamana yenilip tarihin tozlu mazisinde kaybolanların sayısı çok. Lakin bir yerlerimden tutup hâlâ bırakmayan o ilk günkü sıcaklığını koruyanlarda yok değil hani. Lise yıllarıma dönmek istediğim oluyor. Hani o hayata merhaba dediğim, yaşamım içindeki en güzel yıllarım dedim. O dönem kaçıp kurtulmak istediğim şehrimin sokakları, parkları. Hayat yok...
  Açılan kapının arasından ürkek bakışları ile içeriye uzanan başını geriye iten bir nesne varmış gibi zorlandı sanki. Kıvırcık saçları yüzünün yarısını kapatmış bir yandan açmaya çalışıyordu. Mesainin bitmesine sayılı dakikalar kalmıştı. Acelesi vardı,  belli ki geç kaldığını düşünüyordu. “Ben” dedi kısık sesle. “Buraya atandım, Kilimli Köyüne” Söylemek istediğinin gerisini getirmedi benim anladığımı düşünerek. Ya da bilemedi ne diyeceğini. Birkaç dakikalık iş vardı benim yapabileceğim. Burada göreve başlama işlerinden çok nerede konaklayacağı endişesini...
  Yere vuran yağmur damlacıklarının sesi kapladı yine ortalığı... Bir Kasım akşamı daha karanlıkta, yağmur damlalarının verdiği konserle renklendi... Henüz çok kısa bir süre oldu. Yep yeni mevsimlerini, ılıman insanlarını henüz kestiremeyecek kadar uzağım. Belki de öyle yapmacık coğrafyalardan, alışıla gelmiş toplumlardan henüz kurtaramadım kendimi. Hep arkadan vuranlardan sıyrılıp yelken açamadım Akdeniz'e, Akdeniz insanının güzelliğine. Hani derler ya "güzel günler bekliyor" . Acaba gerçekten güzel günler olacak mı? Aradığımı bulabilecek miyim?  diye soruyorum...
  22.11.2011. Saat 15:53. Kırmızı bir zarf geçti elime. Yüreğim pır pır etti, heyecanlandım. Sevincimin yerini korku aldı yazdıklarını okumadan önce. Umarım kötü şeyler değildir diye mırıldanarak açtım zarfı anlatılmaz duygular içerisinde. Sevinmek ile üzülmek arasında yatay ince bir çizgi çektim titrek ellerimin arasındaki bir kalemle çizgiyi dışarı taşırmamaya çalışarak. Her defasında biliyorum ve söylüyorum kendi kendime de olsa. Seni seviyorum ve öylesine çok özledim ki… Tiryakiyi dinlememi söylemişsin. Ben Tiryaki ile uyuyup,...
  Uyku tutmuyor geceleri sen yoksun yanımda. Şöyle bir maziye bakıyorum. Ne güzel günler yaşamışız beraber. Ama şimdi ben gittim uzaklara yoksun yanımda. Hatırlar mısın? İlk buluşmamızı, ilk dansımızda dizlerimin nasıl titrediğini, ilk bakışmamızı. İlk seni seviyorum deyişini. Sana dokunurken içimde volkanlar patlar öpmeye kıyamazdım. Elbette hatırlarsın sende benim gibi. Hiç unutamıyorum ki. İlk günden beri seviyordum seni ve en sonunda sen benim hayatımdaydın. Evet ama şimdi neden yoksun. Sıcaklığın, kokun,...
Uyandım seninle dopdolu olarak. Yüzün ve insanın başını döndüren dünün hatırası bir an olsun uzaklaşmadı yüreğimden. Tatlı ve eşsizsin, yüreğimde ne tuhaf bir etki yaratıyorsun.  Kızıyor musun? Hüzünlü müsün? Kaygılı mı?... Bitap düştü ruhum üzüntüden, ve benim için huzur diye bir şey yok artık... Ama bana hakim olan o sonsuz duyguya kendimi kaptırarak dudaklarınızdan, kalbinizden beni kavuran alevi çekip aldığımda benim için daha fazlasının söz konusu olduğunu anladım. Ah! Yüzünüzün...
Hayat, hayat ve hayat... nedir? Yaşadığımız ve yaşayacağımız bütün şeyleri içine alan girift bir terim. Beklentilerle, hayallerle, umutlarla süslediğimiz ; acısıyla, tatlısıyla bizzat iştirak ettiğimiz ; zalimce aşklara, maddi hırsa , köpekçesine bir şehvete esir edildiğimiz ; mantığımızın çözemediği, yüreğimizin her daim sızladığı bir süreç. Herkes ondan şikayetçi ama herkes onu yaşamak istiyor. Yani hem niye varım ya da keşke olmasaydım deyip hem de onu bir nefeste tüketiyor. Tüm bunlardan...
  Aslında böyle bir başlıkla başlayan bir yazı bana ters ama herkes gününü ve gün içinde yaşadıklarından ortaya çıkan ruh halini not alırken böyle bir başlık atıyor. Şimdi daha iyi anlıyorum. Konuşup gününü paylaşacağın hiç kimsenin olmaması insanı kanepesiyle yastığıyla ya da not aldığı o defter parçasıyla muhatap ediyor. Onlar cansız hissizler ve siz bunu biliyorsunuz ama yine de onların bir ruhu var sanıyorsunuz. Hem de sizinkine benziyor ve onu kendinize...
Terminaldeyim... AŞTİ’de. Biraz önce düşündüm de benim bu terminallerde ne kadar çok zamanım geçiyor. Çoğu zaman hayatımla ilgili birçok kritik kararı da yine terminallerde aldım. Ve birçok delilik yaptım bu yerlerde. Mesela Gaziantep’e gitmek için gelip Isparta’ya gittiğim çok olmuştur. Bu gün de aynı şey oldu Van’a gitmek için geldim Elazığ’a gidiyorum. Ama bu sefer suçlu ben değilim arıza yapan Gaziantep otobüsü ve onun şoförü. Neyse netice de Van arabasını...
Sayfa başına git