Trafik Kazası

Bir sıkıntı var içimde,  durup durup hırpalayan. Üzerimden atamadığım, umarsızca yıpratan bir sıkıntı.

Haziran ay’ı, bir Cumartesi günüydü. Kahvaltı sonrası dışarıya çıkmak istemediğim bir hafta sonu tatili. Çok ta umursamadığım bir üniversite sınavının arifesindeyim. Arkadaşlar dışarıya çıksa da evde kalmak istedim. İnsan bir şeyler yapmak ister ama yapacak bir şey bulamaz, öyle bir duygu benim ki.

Bir süre sonra kaşıdı beni duygularım.Kapının önünde duran arabayla dolaşmak istedim. Arabanın kapısını açarken ; “Bir kaza yapsam şurada, birine çarpsam ne olur? Evden uzakta, kimsesiz” diye geçirdim içimden.

Eski Çaldıran’daki evimden çıktığım gibi Atatürk İlköğretim Okulunun yanına gidip geri döndüm bir hamleyle. İlkbaharın ilk tebessümü gelmiş memlekete. Öğle saati, güneş vuruyor tepeden, hava serin. İnsanlar atmış kendilerini dışarıya baharın verdiği sevinçle.

Çaldıran çarşısı kaç adımlık yer, bir uçtan bir uca.. Sağlık Ocağını görüyorum hırpılanan duygularımla.

Kalabalık var az ileride,  orta refujda. Yanlarından geçerken aralarından fırlayıp çıktı karşıma. Çıkmasıyla çarpmam bir oldu. Küçük bedeniyle az ileriye gitse de arka tekerleğin altında kaldı kızcağız. Kapıyı açıp dışarıya çıktım korkunun verdiği endişeyle. O arada birisi geldi  “Vitesi boşa al, altında kaldı” diye bağırıyordu. Bir başkası koşar adım yüzüme bir yumruk salladı. O yumrukla biraz kendime gelsem de,  birisi çocuğu yan koltuğa oturtup “ hemen al git buradan” dedi.

Kız çocuğu yanımda ağlıyor, ben yola devam ediyorum. Ne yapacağım… Nereye gideceğim. Endişelerim, korkularım var. Bir yandan vicdanımın sessiz çığlığıyla yoldayım,  karanlık bir geleceğe doğru.

Kız çocuğu ağlarken sesini kesiyor. Bayıldı mı diyorum. Yoksa öldü mü? Korkularım daha çok artıyor. Sanki iki el boğazıma sarılmış, nefes alamıyorum.

Sağımda Belediye var. Dikkatimi çeken üst katındaki Emniyet Müdürlüğü oluyor. Direksiyonu kırmamla nöbetçi polis memuruna yaklaşıyorum.

Çocuğa çarptım, yardım edin….”

Polis arkadaş yan koltuğa biniyor, çocuğu kucağına alarak. Kız tekrar ağlamaya başlıyor, biraz rahatlar gibiyim.

Sağlık ocağına gidelim diyor arkadaş. Cumartesi, kapalı olan sağlık ocağını telefonla açtırıyor, biz gidene kadar. Ocağın karşısında bir otel var. Çaldıran’ın tek oteli. Doktor orada kalıyormuş ki açtı hemen.

İçeri girer girmez muayeneye alıyorlar. Sağlık Ocağının önünde kalabalık artmış, gelen sesten belli, hissediyorum. Polis arkadaş beni ocağın arka odalarına götürüyor, kapıyı kilitleyerek.

Bir süre sonra doktor acil Van merkezine, hastaneye sevk ediyor, ölüm ihtimali var diye yazdığı raporuyla. Arkadaşları arıyorum o arada, kaza yaptım, gelin diye.

Ortalık tenhalaşınca ekip arabasına bindiriyorlar beni suçlu olarak. İlk kez ekip arabasına biniyorum suçluyum… Suçumu bilerek, kabullenerek.

Araba hareket ederken çocuğun babası geliyor, arabanın camında yüz yüze geliyoruz. Haklı bakışları ve acısıyla emniyet arabasına vurmaya başlıyor hareket ederken.

Hiç unutmam hareket eden arabanın arkasından var gücüyle koşmasını, bağırışlarını…

Benim en çok sorduğum soru oldu o gün. Çocuğa ne oldu? Bir haber var mı? Nasıl olmuş? Yaşıyor mu? Kaç defa sordum, kaç defa ağladım hatırlamıyorum.

O dönem Çaldıran Emniyetinde görev yapan bütün polis arkadaşlara teşekkür ederim. Gecenin geç saatlerine kadar, benimle uğraşıp, sorularıma defalarca cevap verdikleri için.

Çocuk yaşıyordu, yaşamaya deva edecekti, vicdan azabımla birlikte. Kaldı ki hâlâ acısını çeker, üzülürüm. Yıllar sonra bir kız babası olarak babasını anlayabiliyorum arabanın arkasından koşuşunu hatırlayarak.

Gece saat 2 gibi karakoldan çıktık, Hasan ve Dervişle yoldayız, yine. Van’a gidiyoruz, içimiz buruk…

Milli Eğitim Müdürüm var Çaldıran’da. Bir çok konuda olduğu gibi bunda da elimden tutan. Hâlâ görüşür saygı duyarım kendisine. Hasan Sancar müdürüm. Beni ve arkadaşlarımı da alarak ziyaretine gittik Dilan’ın.

Üzüntü ve endişelerimi de  yanıma ortak alarak gittim Van Devlet Hastanesine. Babası karşıladı bizi. Hasta odasına girdiğimiz Dilan 6 yaşında bir kız çocuğu. Bir bacağı kırık, omzunda kırıklar ve başı sarılı alçısıyla karşıladı bizi. Masumane bakışlarıyla, ne olduğunun, başına ne geldiğinin farkında bile değil.

Ben ne desem de özür dilesem, ne yapsam da kendime affettirsem bilemiyorum.

Sözcülüğü de Hasan müdürüm yaptı, Sanki bütün kazayı yapan, bütün suçu işleyen kendisiymiş gibi maddi manevi ne varsa ilgilendi sağolsun.

Aylar sonrası gördüğümde koşup oynuyordu Dilan. Gülüp, eğleniyordu.  Birazda olsun rahatlama yaşasam da her arabaya binişimde bir Dilan gelir aklıma, birde arabanın arkasından tüm gücünü koşmaya veren babası.

Birkaç ay sonra bana yumruğunu sallayan kişi buldu beni özürleriyle. Sonra Dilan’ı kucağıma verip al götür diyen kişiyle tanıştım. O an derdine derman olacak iki şey buydu beklide, yaşamam gereken.

Dilan… Şimdi 19 yaşında genç bir kız… Umutları ve sevinçleriyle….


Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git