Yeni Hayat

Hayat, hayat ve hayat… nedir? Yaşadığımız ve yaşayacağımız bütün şeyleri içine alan girift bir terim. Beklentilerle, hayallerle, umutlarla süslediğimiz ; acısıyla, tatlısıyla bizzat iştirak ettiğimiz ; zalimce aşklara, maddi hırsa , köpekçesine bir şehvete esir edildiğimiz ; mantığımızın çözemediği, yüreğimizin her daim sızladığı bir süreç. Herkes ondan şikayetçi ama herkes onu yaşamak istiyor. Yani hem niye varım ya da keşke olmasaydım deyip hem de onu bir nefeste tüketiyor. Tüm bunlardan başka din, toplum normları ve kişinin bu hallerin hüküm sürdüğü çevreden etkilenerek oluşturduğu kişilik de yönlendiriyor onu ve ortaya karmakarışık bir süreç çıkıyor. Aslında benim yapmak istediğim hayatı analiz etmek değil “nasıl bir hayat istiyorum?” sorusuna cevap aramak.

Unutmak biz insanoğlu olarak en büyük meziyetlerimizden birisi. Delikanlı ağızlarda her ne kadar unutmak hakir görülse de bana göre Allah’ın kullarına bir ihsanıdır ve iyi ki vardır unutmak. Düşündükçe girdabında kendimi teslim ettiğim bu ömürde her gün bir diğerine göre bambaşka çilelerin ızdırabını çekmekteyim. Yani her gün başka bir şeylerde kaybolmaktayım. Ya diğerlerini unutmasaydım ve hepsi birden hücum etseydi beynime ve yüreğime. Unutmak eylemi her ne kadar bünyemde yer bulsa da bugün itibariyle her şeyi bir kenara bırakıp sıfırdan başlamakta mümkün değil. Öyle bir sistem yaratılmış ki hayat tam anlamıyla zıtlıklardan oluşan bir bütün ve her zaman iyi ile kötü, güzelle çirkin  iç içe. Soframda bile tatlılar yemeğin önemli bir kısmını oluştururken masamda acının olmadığını hatırlamıyorum. Ve bütün bu karmaşa aslında gözümü korkutmuyor da değil. İlerisi için yaptığım planlarım tam anlamıyla kusursuz ve kendimi uzun zamandır bu hayallerin olabilmesine kanalize ediyorum. Ve sıkça artık mutluluğun bedelini ödediğimi düşünüp bunu her yerde söylüyorum. Ama hayat bu kadar zıtlıklarla doluysa ileride yaşamayı hayal ettiğim büyük mutlulukları yaşayacaksam bu beni ileride daha büyük hüzünlerinde beklediğinin işareti değil mi. İşte bu noktada umut devreye giriyor. Yani Allah kullarının yeise kapılıp ölümü özlemelerini engellemek içinde umut etmeyi yaratmış. Bu yapı, bu düzen bu kadar karmaşıkken plan yapmak ta saçma aslında. Kader var ve neyi yaşayacağın zaten belli. O zaman öylesine kendini hayatın kollarına bırakmakta var ama bu seferde kaza denilen fonksiyon ortaya çıkıyor ve kontrolü tamamen insanın ellerine bırakıveriyor. Yani öyle kendinizi bırakamıyorsunuz hayata. Yani Allah bir kulu yaratıyor ve diyor ki bak bu senin hayatın doğmak ve ölmek senin elinde değil, başına gelecek türlü işlerden de sen sorumlu değilsin, unutmak, umut etmek, beklemek, sevmek, aşık olmak, inanmak, düşünmek, acı çekmek, ihtiras, şehvet ve sair türlü eylemler yapabilirsin ama bunlardan karşı da bana sorumlusun. Peki, neden sorusu sıklıkla tekrarlanıyor beynimde. Ve hemen Kuran-ı Kerime takılıyor gözlerim. Neden Allah her şeyi yapmaya muktedirken insanı ve hayatı yarattı ki. Onun bir insana ihtiyacı yok. Kuran_ı Kerimde bu soruya cevap ararken net bir şeylere rastlayamadım belki de ben anlamlandıramadım. “Ben insanları ve cinleri bana kulluk etmeleri için yarattım” peki Allah’ın insanların ve cinlerin kulluklarına ihtiyacımı var. Bir başkasında “alemleri Resulumün ya da Habibimin yüzü suyu hürmetine yarattım” yani Allah’ın kendi yarattığı bir şeye sevgi duyması onu habibi yani sevgili dostu olarak kabul etmesi. Bunlar üzerinde çok düşünüyordum. Ve kendi kendime düştüğüm ve çözemediğim muallaktan kurtulabilmek için diyanet işlerinin ilgilisine bir e-mail attım. Gelen yanıtsa beni hem şaşırtıp hem de düşündürdü. Bir ara Allah dediğimiz yaratıcımız sevgi dediğimiz his miydi acaba diye düşündüm. Gerek diyanet işlerinden gelen yanıtta gerekse Küttüb-i Sitte de araştırdığım hadislerde ve yine Kelimetullah’ın ilgili ayetlerinde şunu anlamak mümkündü ki Allah’ın her şeyi yaratmasında tek sebep sevgi. Bu kadar basit. Etrafımıza baktığımızda Allah’ın var olduğunu anlayabilmek için bir çok şey karşımıza çıkar ama neden sorusunun cevabını görebilmek için kalp gözüyle bakmanın şart olduğu muhakkak. Diğer dinlerde bu soruyu sormuşlar ve cevabı yine aynı “sevgi”. Budizmden hristiyanlığa kadar bütün dinler aynı cevabı veriyorlar kendilerine “sevgi”.  Eğer yaratılışın sebebi sevgi ise yaratılanların da en büyük işleri sevgi değil mi? Hem tarifini yapmadığımız tek şey bu değil mi. Dünyanın yaratılışına dair bir çok tanım yapabilmemize rağmen hala sevgi eşittirle sözcüklere geçen bir tanım olmaması ya da olamaması da işte bu yüzden . çünkü o his yaratanın da yaşadığı bir his diğerlerinden ziyade. Ve sevgi nakış nakış güzel olan her şeyin içinde var. Sevginin olmadığı hiçbir şeyi güzel olarak kabul etmemişiz. Tüm bunlardan yeni hayat için elde ettiğim bulgu kesinlikle yeni hayatımın içinde sevgi mukakkak olacak. Yalnız bu bir karşı cinsi kendisine nesne olarak seçmesinden ziyade hayatı her yönüyle kapsayan bir sevgi olmalı. ve Hepsinden ziyade ilahi aşk olarak tasavvufta sıkça zikredilen sevgi yeni hayatımda bana yol gösterecek. İlahi sevgi öyle bir ruh hali ki “yaradılanı severim yaratandan ötürü” desturuyla ifadesini bulmuş ve her şeyi seven ve içinde utanılacak bir duruşun olmadığı bir sevgi. Benimki de böyle bir sevgi olmalı ve artık eşyaya ve maneviyata umutsuz ve nefretle bakan gözlerim bundan sonra her şeye sevgiyle bakmasını öğrenmeli ve en kötü düşündüğü işlerde dahi sevgi nurunu seçebilmeli. İşte tüm bu zıtlıkların çözümü bu olmalı. Borcum çok diye bunalıma girip her şeyi bir kenara bırakan bir insanın borcunu ödeyebilmesi imkansızdır fakat sevgiyle hayatına devam eden bir insan sırf borçlu ölmemek adına çekeceği sıkıntılara rağmen gereğini yapıp borcunu ödeyecektir ve bu ancak yaratana duyulan sevginin bir ifadesi olabilir.


Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git