Platonik Sevgilim

Uyandım seninle dopdolu olarak. Yüzün ve insanın başını döndüren dünün hatırası bir an olsun uzaklaşmadı yüreğimden. Tatlı ve eşsizsin, yüreğimde ne tuhaf bir etki yaratıyorsun.  Kızıyor musun? Hüzünlü müsün? Kaygılı mı?… Bitap düştü ruhum üzüntüden, ve benim için huzur diye bir şey yok artık… Ama bana hakim olan o sonsuz duyguya kendimi kaptırarak dudaklarınızdan, kalbinizden beni kavuran alevi çekip aldığımda benim için daha fazlasının söz konusu olduğunu anladım. Ah! Yüzünüzün sizi yansıtmadığını asıl bu gece derinlemesine farkettim. Belki çok uzun bir süre  sonra göreceğim seni belki hiç göremeyeceğim. . Bu bekleyiş anında sana yolladığım bir milyon sevgiyi  kabul et benim tatlı platonik sevgilim. Ama sen bana sevgi  verme sakın, zira kanımı kavuruyor gülümsemelerin.
Necip Fazıl başta olmak üzere Mehmet Akif’in, Seyyid Ahmet Arvasi’nin bir parça Ziya Gökalp’in, Abdülhamit’in ve adını zikretmediğim birçok mütefekkirin manevi hallerinden oldukça etkilenmeme rağmen onlarda beni rahatsız eden bir dünyalılık vardı. Onların sevgileri kıymet bilerek ve hakkını vererek yaşadıklarından emin olmama rağmen ve kendi sevdalarımda kendilerinden onca etkilenmeme rağmen dünya işlerine ait onca lafları ve yaşamları beni rahatsız etmekteydi. Örneğin Necip azıl hayatının ikinci döneminde ki birinci dönemini kendisi tam anlamıyla cahiliye devri saymıştır, bütün yazıları ve şiirlerinde ilahi sevda ve bu sevdanın tezahürleri ifadesini kendi üslubuyla bulmuş ve beni belki de sevda konusunda hassaslaştırmıştı. Fakat o bu yeteneğine rağmen kalemini çoğunlukla insanlığın içinde bulunduğu duruma ve ideolacya örgüsünde anayasası yazılmış büyük doğu ülküsüne adamıştı. Abdülhamit bir padişah olarak tarihin en çok yargıladığı kişi iken bir yürek insanıydı ve o kendi devrinde olan bütün siyasi gelişmelerden mazurdu. Buna rağmen direnip milletine ve yaradanına sevdasını gözler önüne serdi.

Ama oda ümmet ve turan fikirlerinin etkisinde oldukça kalmıştı. Yâ da Mehmet Akif tam bir sevda adamı olarak yaşamasına rağmen fikren ve yaşam tarzı olarak hiçbir zaman uyuşmadığı Atatürk’e istiklal marşını vermiş ve ümmetçilik akımının ikinci meşrutiyette önde gelen isimlerinden birisi olmuş. Seyit Ahmet Arvasi benim diyalektik ve estetik konularında tek dikkate aldığım insan olmasına rağmen bugün rezil edilmiş milliyetçilik ve ülkücülük hareketinin de fikir babası idi ve hala onun kaleme aldığı “Türk-İslam Ülküsü” kitabı ülkücülerin amentüsü durumunda.  Eskiden benim onlara yakıştıramadığım şey sevgi zaten hayatınızın önemli bir kısmını alıyor neden fani dediğimiz oluşumlara girmektesiniz. Tamam hayatı maddi anlamda idame ettirebilmek için para ve diğer ihtiyaçların karşılanması gerek. Bu amaçla zaten hepinizin sahip olduğu maddi kıymetler var ve bunlar sizin hayatınızı idame ettirmenizi sağlayacak durumda. Neden sizin dünyanızda yaşamayan ve sizin ruhunuzda hüküm süren iklimlerden bi haber insanlar için bu denli çaba sarf etmektesiniz. Sevgi size yetmiyor mu. Şimdiye kadar hep böyle düşündüm. Ama şu an anlıyorum ki insan tek başına değildir ve bu şekilde yaşayamaz, bu ilahi fıtrata aykırıdır. Ve ilahi sevda insana içinde bulunduğu toplumu iyiye güzele davet etmeyi adeta emreder. Yani netice şu ki yeni hayatımda maneviyata yöneldiğim kadar çevreme kayıtsız kalmamalıyım ve insan ilişkilerimde bildiğim doğruları onlarla paylaşmak için azami gayret göstermeliyim. Bu meyanda zaten fıtratımın, fikri gelişimimin ve yaşadığım şeylerin etkisiyle oluşmuş bir siyasi fikriyata sahibim. Bunun mücadelesi içinde gayret sarfetmeli ve uzun zaman önce bıraktığım siyasi manada kendimi geliştirme eylemine tekrar başlamalıyım.
Ve karşı cinse duyulan sevda.Tanıdığım bütün fizikçilerin yada diğer fen bilimlerinde dünyaca malum insanların hepsinin gayesi aslında kendisini ispatlamaktı. Evet esasında insanlığın menfaatini kimse takmıyordu ama sevgili yarene bir şeyler ispatlamanın onun gözüne girmenin ve ona yaranmanın neticesi oldu bütün buluşlar. Bunun bir çok örnekleri mevcut. Ünlü bir gönül insanının dediği gibi dünyadaki hiçbir şeyi kişi kendisi ,için yapmaz. Muhakkak adresini arayan mektup misali bir muhatabı vardır ve insanın ömrü kendisini o kişiye ifade etmekle geçer. Yaratıcı kişilik  denilen olay burada devreye girer ve kişilere maddi ve manevi keşifler yaptırır. İşin esası bu . Yani her daim insanın gönlünde beklediği umut ettiği bir insan muhakkak vardır. Bu da yaratılıştan kaynaklanır. Aslında bu tür sevdalar insanı ilahi sevdaya götüren bir köprü durumundadırlar. Bu hayret edilecek bir bulgu. Ben dahi şu an kalbimde birinin adını tutmakta ve her paragraf başında onun ismiyle başlamak istemekteyim. Ama daha kendi yolumu netleştirememişken bunu yapmak  kendime ihanet olur du.  Bundan elde ettiğim netice ise ileride planladığım bir birlikteliğin sebebi mantığım değil yine yüreğim olacaktır.
Yaklaşık 15 gündür ailemden hiç kimse ile görüşmedim. Ama dün akşam İslamda Aile atlı kitabıma gözüm takıldı ve orada üzerine basıla basıla evladın aileye her şeye rağmen bağlı olması gerektiği emri zikredilmişti. Aslında çok özledim onları ama elim telefona gitmiyordu. Ama bugün kalktıktan sonra ilk işim sanki beni çok merak ediyorlarmış gibi telefona sarıldım ve aradım annemin ve kardeşimin seslerini duymak bana çok iyi geldi. Bundan sonra en azından iki günde bir onları aramaya ve bazı hallerimi onlarla paylaşmaya karar verdim.


Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git