Doğmayan Güneşe Küsmüşüz.

 

Aslında böyle bir başlıkla başlayan bir yazı bana ters ama herkes gününü ve gün içinde yaşadıklarından ortaya çıkan ruh halini not alırken böyle bir başlık atıyor. Şimdi daha iyi anlıyorum. Konuşup gününü paylaşacağın hiç kimsenin olmaması insanı kanepesiyle yastığıyla ya da not aldığı o defter parçasıyla muhatap ediyor. Onlar cansız hissizler ve siz bunu biliyorsunuz ama yine de onların bir ruhu var sanıyorsunuz. Hem de sizinkine benziyor ve onu kendinize bir anda dost yapı veriyorsunuz. Geçen müdürüm beni duvarın dibinde ters dönmüş bir hamam böceği ile konuşurken görünce oğlum delirdin mi bu gidişin iyi değil dedi. Ama ben bunu artık alışkanlık haline getirdim. Evin yolunda ne zaman beni görse ben gözden kayboluncaya kadar havlayan demire bağlı bir uyuz köpek vardı. Ben buna aşırı gıcık kapıyordum. Lan köpek yalnızca beni görünce havlıyor. Dedim kim daha gıcık görüşeceğiz. Akşamüstü eve dönerken oturdum tam köpeğin karşısına bir de sigara yaktım. Köpek çırpınıyor, havlamaktan ciğerleri yırtılıyor bir kurtulsa demirden  beni paramparça edecek ama takan kim. Bir sigara bitiyor birini yakıyorum bu arada bildiğim en anlamsız şarkıları söyleyerek ve gıcık gıcık konuşarak köpeği çatlatmaya çalışıyorum. Köpek en sonunda pes etti abi. Garip sesler çıkartarak bana arkasını döndü. Öyle güldüm ki oturdu oraya ve bana trip yaptı. Lan dedim bizim çocuklardan biri benden önce bu sokaktan geçmiş ve muhakkak o an trip yapmış ve bu uyuz köpek onu görmüş. Yoksa bu uyuz köpek trip yapmayı nereden bilsin. Ağabi bir köpekten bile trip yedim lan bir köpeğin tribinen mribinen ne işi olabilir. Köpek şimdi mum gibi oldu. Ben oradan geçerken bana arkasını dönüp aklı sıra trip yapıyor, ben köpek diye muhatap almıyorum yoksa ona öyle bir trip yaparım ki peşime düşer ne olur bana da öğret diye.

 

Sevgili dostum Cino bugünlerde ya benim yalnız olduğumu düşünerek ya da nişanlısı ile ayrılık vaktinin yaklaşmasının sıkıntısı ile arıyor çokta iyi ediyor. Ürettiği değişik teknikler hem bazı sıkıntılarımı çözmemde fikir verirken hem de beni güldürüyor. Hatta son teknik dün gece aklıma geldiğinde gülmekten bayılacağım sandım. O an biri beni görse vallahi bu oğlan cinlenmiş derdi. Kardeşim benim ya can dostum aynı yürek pırıltıları var biz de bilirim. Hep hiç doğmayacak güneşin peşinden koşmuşuz da bakmışız doğmayacak doğmazsan doğma deyip yeni hayata başlamışız paldır küldür ve direniyoruz yalancı şafaklarla gün doldurup kaybolan yılların hesabını soracağımız günleri bekliyoruz. Bu arada şunu da biliyoruz ki yarın bugünden iyi olmayacak. Yalan işte da hayat yalanlarla ve irili ufaklı yalancılarla dolu. Ama bir umut sezinliyorum dostumun sözlerinde bana diyor ki benim gibi yap hiçbir şeyi takma. Oysa ben onun her şeyi belki benden dahi fazlaca taktığını ve ne denli evhamlı olduğunu bilirim. Onun bu hali beni de umutlandırmıyor değil. Onun bana öğrettiği bir şey var ki o da bazen iplemeyip dünyayı kendi etrafında dönüyor farz etmen yani poliyanacılık. İyi bir şeymiş öğrendim.

Gülbinin ardından da Handenin buraya gelip dörder gün kaldıklarını Erdem hariç hiç kimseye söyleyemedim ama bu bir şekilde ortaya çıkarsa bana olan güvenleri sarsılabilir. Yani madem böyle şeyler oldu da niye bizim haberimiz yok devamlı görüşüyorduk ya. Gülbin kafamı karıştırıyor, öyle güzel ki adamın içi eriyor gözüne bakınca. Ama hiç cazip gelmiyor bana bütün bu olanlar bana böyle olmamalı yeni sevgili. Tama güzelsen güzelsin ey salakta sayılmazsın hatta tanıdığım onca kızdan daha zeki ve usturublusun am işin içinde sevgi olmayınca ben böyle mantıkla iş yapamam. Bu da şu anlama geliyor ki ben daha çok aşk acısı çekmeye mahkum olacağım. Güya 20 gün kalmaya geldi ama onu Çaldıran’ın çok tutucu olması ve benim adıma her yerde dedikodu yapıldığını söyleyerek onu göndermeyi üstelik incitmeden postalamayı başardım ama iyi arkadaşlık yapmış evle eşyalarımla ve benle gerektiği gibi ilgilenmişti. Hani evde bir kızın olması da başka bir olay. Gidişi beni bu yüzden üzdü ama asıl bana koyan lafı şuydu ki tam Muş arabasına binerken Bak dedi benim ne kadar gururuma düşkün olduğumu biliyorsun ama senle olan ilişkimde gurur mu hep yokmuş saydım bundan sonra da öyle yapacağım Muştayım olur ya istersen gel , sen farklısın geçmişinin izlerini silebilirsen gel dedi.

 

Artık bir daha görüşmemek üzere uğurladım ağladı sızladı ama bu artık yapılması gereken bir şeydi. Bunca sene sonra onu milyonuncu kez reddettim ve bu beni o kadarda üzmedi ama otobüse dayalı kafası öyle masumdu ki binip arabaya alnından öptüm bir kez ve özür diledim ne olur dedim sen,in daha fazla üzülmeni istemiyorum ne olur bu beni son görüşün olsun.

Sen farklısın. Yahu bu farkı hepiniz biliyorsunuz da bana niye söylemiyorsunuz. Ben kendime acımıyorum ve kendimle utanmıyorum da ama biraz gerçekçi olunursa benim aslında bir ilişki için düşünülmesi gereken son adam lazım gelmez mi. Fiziksel eksikliklerimin yanında hayli yanmış bir canım ve artık gerçekten yorulmuş ve direncini kaybetmiş bir yüreğim var. Biraz çılgınımdır belki de biraz gözüm karadır ama bunlarında olumlu özellikler olduğu söylenemez bu farkı Allah aşkına bana da söyleyin. Bu hoşuma gitmiyor değil elbette beğenilmek ve sevilmek özellikle benim gibi şefkate muhtaç bir adamın elbette hoşuna gider ama. Sevdiğim insanlardan daha fazla beni seven insanların acı çekmesini istemiyorum. Çünkü onları n sayısı o kadar  az ki. Neden o pırıl pırıl insanlar benim yüzümden acı çeksin ki. Ama benim günahımda yok. Tamam belki kendimden nefret ettirsem bazı şeyleri unutmaları daha çabuk olabilir ama bunu yapamıyorum yani karşımdaki insan bana seni seviyorum derken ben ona banane kaltak diyemem buna böylesine kayıtsız kalamam. Her neyse ama bu yüzden çok canım yanacak gibi. Allah hem onların hem de benim yardımcım olsun.


Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git